Aziz Antuan

 

    İdeal vaiz çakmaktaşı kadar sert olmalıdır. Ondan ruha ışık verecek kıvılcımlar sıçramalı ve ilahi sevginin ateşini tutuşturmalıdır.

Şeytanın yaraladığı topluluk Lazarus’tur. Bizler dilimizle –vaazlarımızla- şefkat ve yardımseverlik süt ve balını yalayarak, bu yaraları iyileştirmek için ona yaklaşması gereken köpekleriz, insanlığa acı veren şeytanlıkları -daha da ağırlaştırmadan- iyileştirerek.

-Padua’nın Antuan’ı

 

    Aziz Antuan insanlarda merak uyandırdı çünkü zıtlıkların ama aynı zamanda da birbirlerini tamamlayıcı özelliklerin dengelendiği bir kişiliği vardı.  “beraberliklerin” ve “ve” lerin insanıydı. Padua’nın Antuan’ı hem fiziksel olarak silik hem de kişisel olarak dinamik birisiydi. Hem sessiz hem de karizmatik, hem öğrenmiş hem de pratik, hem yüce gönüllü hem de  ayakları yere basan birisi idi. Bu zıt özelliklerin birleşimi azizi güçlüklerin üstesinden gelebilen birisi haline getirmiş ve Avrupa’da yeni bir ruhsal yenilenme dalgasını ateşleme misyonu ile donatmıştır. Hepsinden öte, Antuan hem sert hem de kibardı. Bütün bunlar yukarıda kendi sözlerinde okuduğumuz gibi onu ideal bir vaiz yapmıştı. Onun en büyük kaygısı, ruhlar için olan çilesiydi, ve hem kesin bir adalet hem de şefkat dolu merhamet ile onları takip etti.

    Bir merkep yolun kenarına düştüğünde, insanlar onu hemencecik geri kaldırır. Ama bir ruh zarar gördüğünde hiç kimse kılını kıpırdatmaz. ruhun şehrini  kuşatır, bedenin isteklerinin ateşini yakar, faziletleri, henüz başlamış iyi işleri, kutsal anlaşmaları katleder. Ve ne kadar az insan bu felaketler için gözyaşı döker!

    Bazıları, komşusunun fiziksel ihtiyaçları için sadece duygulardan kaynaklanan bir şefkat gösterir. Bu onların  en azından birazcık iyi dilekleri olduğuna işarettir. Diğerleri çok sert ve çok şiddetlidir, insani zayıflıklar için hiçbir özür kabul etmezler. Her ikisi de ilgisiz kalmaya mahkumdurlar. Düşmüş bir kardeşe kendimizi ne çok sevecen ne de çok sert, ne etimiz kadar yumuşak ne de kemiğimiz kadar sert göstermeliyiz. Onda kendi insan doğamızı severken, hatalarımızdan nefret etmeliyiz.

    Antuan 1210 yılında Portekiz’de Lizbon’un yakınlarında bir Augustinus manastırına girdi.Sonraki 10 yıl boyunca, gelecekte vaazlarını zenginleştirecek olan Kutsal Yazılar ve Kilise Babaları hakkında çok fazla bilgi kazandı. 25 yaşındayken iman şehidi olabileceği yabancı misyonlara gitmeyi umarak Fransiskenlere katıldı. 1221 yılında Fas’a gönderildi fakat ciddi biçimde hastalanarak geri İtalya’ya dönmek zorunda kaldı.

    Azizin az konuşkan olması geçici bir süre armağanlarını, onu İtalya Forli’de Aziz Pavlus manastırında mutfak işlerine veren Fransiskenlerden gizledi. Fakat bir akşam kutlama sırasında Antuan’ın arkadaşları ondan bir doğaçlama konuşma yapmasını istediler. Bulaşıkları yıkayan bu kişi onları büyülemişti, ve söylentiler ulaştığında üstleri onu İtalya’nın merkezinde vaaz vermek ile görevlendirdi.

    Antuan 13. yüzyılda çok popüler olmuştu. Binlerce insan onu dinlemek için toplanırdı. Konuştuğu her yerde ruhsal bir yenilenme oluştururdu. Fransiskenler diğerleinden de, Antuan’ın başarılı yöntemlerini taklit etmelerini istediler, ve bizzat Aziz Fransua onu toplum içinde din bilgisi öğretmeye tayin etti.

    Antuan’a birçok insan kaybettikleri şeyleri bulmak için dua eder.Belki de bu gelenek, genç bir kardeşin Antuan’ın değerli el yazmalarını çaldığı zaman olan bir olay ile ilgilidir. Antuan geri dönmesi için dua etmiş ve tehditkar bir görüntü kaçan bu kardeşi durdurmuş ve hemencecik çaldığını azize geri getirmiştir.

    Antuan son beş yılını Padua’da vaaz vererek ve sosyal reformlara öncülük ederek geçirdi. 1231 yılında öldü.

 

Yoksulluk gerçek zenginliktir.O kadar değerlidir ki Tanrı’nın biricik Oğlu dünyaya onu aramaya geldi. Göklerde bütün her şeye sahipti. Orada bulunmayan tek şey yoksulluktu.

-Padua’nın Antuan’ı

 

 

Aziz Antuan 1232 yılında Aziz ilan edildi. Kaybedilen eşyaların patronudur. 13 Haziran onun bayramıdır